antagonist
antagonist kelimesi karşıt diş anlamına gelir.
antagonist
antagonist kelimesi karşıt diş anlamına gelir.
line
Satır
Changes in periodontal ligament due to agingare in line with changes in gingival connectivetissue
Yaşlanmaya bağlı periodontal bağdoku değişiklikleri, dişeti bağ dokusundaki değişikliklerle paraleldir.
Collagen, which is soluble, quickly becomes insoluble,mechanical durability and denaturation temperatureincrease
Çözünür olan kollajen hızla çözünmez hale gelir, mekanik dayanıklılık ve denatürasyon sıcaklığı artar
Decrease in cellular content and structural andfunctional changes in gingival fibroblasts
Hücresel içeriğin azalması ve dişeti fibroblastlarında yapısal ve fonksiyonel değişiklikler
Gingival connective tissue
Gingival bağ dokusu, dişetini oluşturan birincil destek dokusudur ve dişetinin alt kısmında bulunur. Bu doku, dişeti epitelini destekleyerek, dişeti ile dişin ve kemiklerin arasındaki bağlantıyı sağlar.Gingival bağ dokusu, kan damarları, sinirler ve hücreler (fibroblastlar, kollajen lifleri vb.) içerir.
Increased permeability of the epithelial againstbacterial antigens and decreased resistance tofunctional trauma
Epitelyumun bakteriyel antijenlere karşı artan geçirgenliği ve fonksiyonel travmalara karşı azalan direnci
Thinning of the gingival epithelium and decreasein keratinization
Dişeti epitelinin incelmesi ve keratinleşmenin azalması
Gingival Epithelium
Gingival epitel, dişetini oluşturan ve dişin çevresindeki dokularda yer alan epitel hücrelerinden oluşan bir tabakadır. Dişetinin yüzeyini kaplar ve diş etlerinin koruyucu işlevini sağlar.
Determination of the factor leading todry mouth
Ağız kuruluğuna yol açan faktörün belirlenmesi
hold the oral cavity and pharynx
Ağız boşluğu ve farinksi tutma
fragile
kırılgan
bright and slippery
parlak ve kaygan
80% of the most commonly prescribed drugs affect M3muscular receptors of the salivary glands
En yaygın reçetelenen ilaçların %80'i, tükürük bezlerinin M3 kas reseptörlerini etkiler
prescriptionmedications
reçeteli ilaç
More than 2/3 of over-65s are receiving prescriptionmedications
65 yaş üstü bireylerin 2/3'ünden fazlası reçeteli ilaç kullanmaktadır.
extinctphenomenon
extinct phenomenon" ifadesi, artık var olmayan veya yaşanmayan bir durumu ifade eder.
Most likely a systemic or extinctphenomenon
En muhtemel olarak sistemik bir durum veya geçici bir fenomendir
Although there is data that saliva contentchanges with increasing age, salivaelectrolytes and proteins - except formajor medical conditions and drug use - donot change in healthy elderly people.
Yaşın ilerlemesiyle birlikte tükürük içeriğinde değişiklikler olduğuna dair veriler bulunsa da, büyük tıbbi durumlar ve ilaç kullanımı dışında, sağlıklı yaşlı bireylerde tükürük elektrolitleri ve proteinlerinde bir değişiklik olmaz.
No clinically significant reduction in majorsalivary gland secretions in healthy elderly
Sağlıklı yaşlılarda büyük tükürük bezlerinin salgılarında klinik olarak önemli bir azalma yoktur.
Ductal proliferation
Duktal proliferasyon, tükürük bezlerinin kanallarında (duktuslar) hücre çoğalması ve genişleme durumudur.
Asiner
tükürük bezlerinde bulunan asiner hücrelerin
paranchymal cells
Parankimal hücreler, organın ana işlevini yerine getiren hücrelerdir
Fibroadiposis tissue increase
Fibroadipoz doku, bağ dokusu ve yağ dokusunun bir arada bulunduğu dokudur. Yaşla birlikte, bu dokunun artması, genellikle tükürük bezlerinin yapısında yaşlanan dokuların yerini almasıyla olur.
With advancing age, various quantitative andqualitative histological changes occur in boththe major and minor salivary glands
Yaşlanma ile birlikte, hem büyük hem de küçük tükürük bezlerinde çeşitli niceliksel ve niteliksel histolojik değişiklikler meydana gelir.
should suggest hypofunction in the salivary glands
tükürük bezlerinde hipofonksiyon olduğunu düşündürmelidir
palpation
Bir vücut bölgesine ellerle dokunarak veya baskı yaparak yapılan bir muayene yöntemidir.
Dry mouth, which is felt at any time ofthe day (at night, when you wake up in themorning, during the day), does notindicate dysfunction of the salivary glands.
Günün herhangi bir saatinde (gece, sabah uyandığınızda, gündüz) hissedilen ağız kuruluğu, tükürük bezi fonksiyonlarının bozulduğunu göstermez.
This can be seen even in cases wheresalivary gland functions are normal.
Bu, tükürük bezi fonksiyonlarının normal olduğu durumlarda bile görülebilir.
Aspiration pneumonia
Yiyecek, sıvı, tükürük veya diğer yabancı cisimlerin yanlışlıkla akciğerlere inmesi sonucu gelişen bir akciğer enfeksiyonudur
Malnutrition
Vücudun gerekli besin öğelerini (protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mineraller vb.) yeterince alamaması
Oral candidiasis
Ağızda candida mantarının aşırı büyümesi sonucu oluşan bir enfeksiyondur.
It causes a series of complaining thatnegatively affects the quality of life
Hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir dizi şikayete yol açar
Approximately 30% of individuals overthe age of 65
65 yaş ve üzerindeki bireylerin yaklaşık %30'u.
More frequent occurrence of oralprecancer/cancers
Ağız prekanserlerinin/kanserlerinin daha sık görülmesi
Increase in incidence of periodontal diseaseand root caries
(Periodontal hastalıklar ve kök çürüklerinde artış
Atrophy in the oral mucosa and muscles
Ağız mukozasında ve kaslarında atrofi, bu dokuların incelmesi ve zayıflaması anlamına gelir.
emporomandibular joint
Çene eklemi, alt çene kemiği (mandibula) ile kafatasının yan kısmındaki temporal kemik arasında bulunan eklemdir.
Neuromuscular system
Nöromüsküler sistem, kaslar ve sinirler arasındaki etkileşimi ifade eder.
Oral mucosa
Ağız mukozası, ağız içinde bulunan ince, yumuşak dokudur. Bu doku, ağız içini korur, nemlendirir ve besinlerin hareket etmesine yardımcı olur.
Periodontium
Periodonsiyumun ana bileşenleri şunlardır:Periodontal Ligament (Periodontal Ligament):Cementum Alveolar Bone Gingiva
Effects of Ageing on thePeriodontium
Yaşlanma süreci, periodonsal dokularda çeşitli değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler, dişlerin destek yapıları olan diş eti, periodontal ligament ve alveolar kemik üzerinde etkili olabilir. Yaşla birlikte periodonsal doku, elastikiyetini kaybedebilir, kemik yoğunluğu azalabilir ve doku iyileşme kapasitesi düşebilir. Ayrıca, yaşlanmaya bağlı olarak, periodontal hastalıklar daha belirgin hale gelebilir.
TRANSMISSION OF OCCLUSAL FORCES TO BONE
Çiğneme sırasında dişlere uygulanan kuvvetlerin, diş kökleri aracılığıyla kemiklere iletilmesidir. Bu süreç, dişin çevresindeki bağ dokuları ve periodontal ligament sayesinde gerçekleşir. Oklüzal kuvvetler, dişin kök kısmındaki yapılar aracılığıyla kemiğe aktarılır, bu da dişin sabit kalmasını ve sağlıklı işlevini sürdürmesini sağlar.
Viscoelastic theory
Viskoe lastik teorisi, dokuların, hem elastik (geri dönme) hem de viskoz (akışkan) özelliklere sahip olduğunu belirtir. Bu teoride, bağ dokuları ve eklem kıkırdağı gibi yapılar, dışarıdan gelen şoklara karşı viskoelastik davranış sergiler. Yani, bu yapılar ilk başta şoku emip, daha sonra elastik olarak geri dönerek normal işlevine devam eder.
Tensional theory
Gerilim teorisi, bağ dokusunun, özellikle tendonlar ve bağlar gibi yapılarının, şok ve kuvvetlere karşı direnç gösterdiğini öne sürer. Bu teorinin temelinde, gerilen dokuların kuvveti emmesi ve bu kuvveti yayarak dokuların bütünlüğünü koruması bulunur. Bu durumda, bağlar ve tendonlar, gelen darbeleri emerek kemiklere ve eklemlere zarar gelmesini engeller.
Formative and remodelling function
Formative and remodelling function
Protective caseTransmission of occlusal forces to boneAttachmentMaintainenceResistance to occlusal forces (Shock absorption)
Koruyucu kılıf Oklüzal kuvvetlerin kemiğe iletilmesi Bağlantı Bakım Oklüzal kuvvetlere direnç (Şok emilimi)
CEMENTICLES
Sementiküller, dişin kök yüzeyindeki sement dokusunda oluşan küçük, sertleşmiş yapılar veya kalsifiye (mineralize olmuş) kitlelerdir. Bu yapılar, sementin anormal bir şekilde birikmesi sonucu ortaya çıkar.
laminin
hücrelerinde bulunan bir glikoproteindir.
Fibronectin
Fibronectin, hücrelerin zemin maddesine ve birbirlerine tutunmalarını sağlayan bir glikoproteindir
Glycoproteins
Glikoproteinler, proteinler ve şekerlerin birleşiminden oluşan moleküllerdir. Bunlar, hücreler ve lifler arasında bağ oluşturur, hücrelerin zemine tutunmasını sağlar
proteoglycans
bu yapılar, zemin maddesinin su tutma kapasitesini arttırır ve dokuya elastikiyet kazandırır
Hyaluronic acid
Su tutma kapasitesine sahip olan bu madde, dokunun nemli kalmasını sağlar ve hücreler arasındaki madde geçişini düzenler
Glycosaminoglycan
zemin maddesinin önemli bileşenleridir ve uzun, doğrusal polisakarit zincirlerinden oluşur. Bu moleküller, suyu tutarak dokunun nemli ve esnek kalmasına yardımcı olur. Ayrıca, hücreler arası sinyalleşmede de rol oynarlar.
ROUND SUBSTANCE
Zemin maddesi
GROUND SUBSTANCE
bağ dokusunda bulunan ve hücreler ile liflerin etrafını dolduran, amorf (şekilsiz) bir maddeler bütünüdür. Bu madde, bağ dokuya şekil verir, hücreler arasındaki iletişimi sağlar ve besin ile atık maddelerin geçişine olanak tanır.
Neurovascular cells
Nörovasküler hücreler, sinir sistemi ve damar sistemi arasında bir bağlantı oluşturan hücrelerdir. Bu hücreler, sinirlerin beslenmesi, oksijen ve besin maddelerinin taşınması, ve atıkların uzaklaştırılması gibi önemli işlevler için işbirliği yapar.
eosinophils
Eozinofiller, parazit enfeksiyonlarına ve alerjik reaksiyonlara karşı vücudu savunmada rol oynayan beyaz kan hücreleridir. Ayrıca, bazı inflamasyon türlerinde ve astım gibi hastalıklarda da yer alırlar. Eozinofiller, özellikle parazitleri yok etmek için sitotoksik maddeler salgılar.
mast cells
Mast hücreleri, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak alerjik reaksiyonlar ve inflamasyon (iltihaplanma) ile ilişkili hücrelerdir. Histamin gibi kimyasal maddeleri salgılarlar, bu da kan damarlarının genişlemesine ve inflamasyonun artmasına yol açar.
macrophages,
Makrofajlar, vücutta bulunan büyük beyaz kan hücreleridir ve fagositoz yoluyla yabancı maddeleri, ölü hücreleri ve bakterileri temizlerler.
lymphocytes
Lenfositler, bağışıklık sisteminin T hücreleri, B hücreleri ve doğal öldürücü (NK) hücreleri gibi farklı alt türleri olan beyaz kan hücreleridir.
neutrophils
Nötrofiller, bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını oluşturan beyaz kan hücreleridir.
Mallassez
Bu hücreler, dişin çıkmasından sonra diş kökünün etrafındaki periodontal ligamentin gelişiminde ve iyileşmesinde yer alabilir. Mallassez hücreleri, genellikle pasif durumda kalır, ancak bazen periodontal hastalık veya travma sonrası aktif hale geçebilir ve kök kisti gibi patolojik durumlar oluşturabilir.
Epithelial rest cells
Epitel dinlenme hücreleri, dişin gelişim sürecinde, diş etrafındaki epitel hücrelerinin farklılaşarak geriye doğru çekilmesi sonucu oluşan hücrelerdir. Bu hücreler, dişin gelişiminde önemli bir rol oynar, ancak normalde pasif durumda bulunurlar.
Osteoblast
Osteoblastlar, kemik dokusunda bulunan ve kemik matrisi üreten hücrelerdir. Bu hücreler, kemiklerin mineralize olmasını sağlar, yani kemikteki kalsiyum ve fosfatı birleştirerek kemikleri güçlendirirler
Cementoblas
Cementoblastlar, sementin oluşumundan sorumlu hücrelerdir.
Connective tissue cells
Bağ doku hücreleri
Fibroblast
Fibroblastlar, bağ dokusunun ana hücreleridir. Kollajen ve elastin gibi fibröz proteinleri üretirler ve bağ dokusunun yapısal desteğini sağlarlar. Ayrıca, bağ doku iyileşmesi ve yara iyileşmesinde de önemli bir rol oynarlar.
Interradicula
Interradicular lifler, aynı dişin farklı kökleri arasında uzanır. Bu lifler, çok köklü dişlerin köklerini birbirine bağlar ve dişi daha stabil tutar.
Transsepta
Transseptal lifler, bir dişin komşusuna (yanındaki dişe) bağlanan liflerdir. Bu lifler, dişlerin arasındaki mesafeyi korur ve dişlerin hareket etmesini engeller.
Apical
Apikal lifler, dişin kök uç kısmından alveolar kemiğin alt kısmına doğru uzanır
Oblique
Eğik lifler, dişin kök yüzeyinden, alveolar kemiğin daha derin kısımlarına doğru uzanır.
Horizontal
Yatay lifler, dişin kök yüzeyinden yatay bir şekilde uzanarak, dişi çevreleyen alveolar kemik ile yatay yönde bağlantıyı sağlar.
Alveolar cres
Alveolar krest lifleri, dişin en üst kısmını kemikten sabit tutar.
The principle fibers
Periodontal ligament içinde bulunan ve dişi çevreleyen bağ dokusunun en önemli lifleri olan ana lifler, dişi alveolar kemikte tutmaya yarar.
Odontoblasts
Odontoblastlar, dişlerin gelişiminde yer alan ve dişin dentin tabakasını oluşturan hücrelerdir. Bu hücreler, dişlerin kollajen içeren yapılarının üretiminden sorumludur.
Osteoblasts
Osteoblastlar, kemik dokusunda bulunan ve kemik matrisi üreten hücrelerdir. Bu hücreler, kemiklerdeki kollajen liflerinin üretiminden sorumludur ve kemiklerin sağlamlığını destekler.
Chondroblasts
Kondroblastlar, kıkırdak dokusunda bulunan ve kolajen üreten hücrelerdir.
Fibroblasts
Bu hücreler, bağ dokusunun sağlamlığını ve esnekliğini sağlamak için önemli bir rol oynar.Bu doku, vücudun diğer dokularını bir arada tutar ve organların yapısını destekler. Doku, bir organizmanın vücudunda benzer yapıya ve işlevi olan hücrelerin bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdır.
Type XII
12
Tooth development – Type XII
Tip XII kolajen, diş gelişiminde önemli bir rol oynar ve özellikle dişin mine ve dentin yapılarını oluştururken yardımcı olur. Bu kolajen türü, dişlerin düzgün gelişmesi için gerekli olan yapıyı sağlar.
Type VI
Tip VI kolajen, hücrelerin çevresindeki ekstrasellüler matrisin bir parçası olarak bulunur. Bu tip kolajen, hücreler arasındaki bağlantıyı ve doku bütünlüğünü destekler.
Basal lamina – Type IV
Tip IV kolajen, hücrelerin altındaki bazal lamina tabakasını oluşturur ve hücrelerin desteklenmesinde önemli bir rol oynar.
Reticular - Type III
Reticular - Type III (Retiküler - Tip III) Tip III kolajen, ince liflerden oluşur ve özellikle damarlar, deri, kaslar ve organlar gibi yapılarla ilişkilidir. Bu kolajen türü, organların yapısını koruyan ağ benzeri bir yapı oluşturur.
FIBERS
Fibers (Lifler), vücutta çeşitli işlevler üstlenen uzun, ince ve esnek yapılar olan biyolojik moleküllerdir. Genellikle proteinlerden oluşurlar ve farklı doku tiplerinde bulunarak organizmanın yapısal bütünlüğünü ve esnekliğini sağlarlar. Lifler, bağ dokusunda, kaslarda, sinirlerde ve diğer vücut dokularında yer alır.
Liflerin türleri:
Kollajen lifleri: En yaygın ve güçlü lif türüdür. Kemik, deri, tendon ve bağlarda bulunur. Kollajen lifleri, dokuya sağlamlık ve dayanıklılık kazandırır.
Elastik lifler: Esnek liflerdir ve organlarda esneklik sağlar. Örneğin, akciğerler ve kan damarlarında bulunurlar ve bu yapıları gerilip sıkışabilen bir özellik kazandırır.
Retiküler lifler: İnce ve ağ şeklinde düzenlenen liflerdir. Genellikle organların iç yapılarında ve damarların çevresinde bulunur ve organların yapısını koruyan bir ağ oluştururlar
Principle - Type I
Principle - Type I (Ana Kolajen - Tip I) Tip I kolajen, vücutta en bol bulunan kolajen türüdür ve kemik, deri, tendon, bağlar ve dişlerde bulunur. Bu tip kolajen, kemiklerin sağlamlığını ve bağ dokusunun dayanıklılığını sağlar.
Collagen
Kolajen, vücutta en yaygın bulunan ve bağ dokusunun ana bileşeni olan bir proteindir. Kolajen, dokuya sağlamlık, esneklik ve dayanıklılık kazandıran bir yapıdır.
Sharpey fibers
Sharpey lifleri, periodontal ligamentin içinde yer alan, kemik ve diş kökü yüzeyine bağlanan kollajen lifleridir.
0.25 mm thick(0.2 – 0.4 mm)
Periodontal ligament (diş eti bağ dokusu), dişleri çevreleyen ve alveolar kemik ile diş kökleri arasında bağlantıyı sağlayan bir yapıdır. Bu ligamentin kalınlığı genellikle 0.2 mm ile 0.4 mm arasında değişir ve ortalama kalınlık yaklaşık 0.25 mm'dir.
Attachment to the surface
Osteoklastların kemik yüzeyine bağlanma süreci, kemik yıkımının başlangıcını oluşturur.
Sequestering of ions and amino acids within the osteoclast
Sequestering of ions and amino acids within the osteoclast (İyonlar ve amino asitlerin osteoklast içinde toplanması):Osteoklastlar, kemik yıkımı sırasında serbest kalan iyonları (özellikle kalsiyum) ve amino asitleri içlerinde biriktirir. Bu, kemik minerallerinin geri kazanılmasını sağlar.
Cathepsin
Katespsin, kemikteki proteinleri parçalayan bir enzim grubudur. Osteoklastlar, kemik matrisinin organik bileşenlerini parçalarken bu enzimi kullanır.
Acid phosphatase
Asidik fosfataz, osteoklastlar tarafından üretilen ve kemikteki fosfat gruplarını serbest bırakmaya yarayan bir enzimdir. Bu enzim, kemik yıkım sürecine yardımcı olur.
Degradation of exposed matrix
Osteoklastlar, açığa çıkan organik matrisi parçalayarak kemik dokusunu yıkmaya başlarlar. Bu, kemiğin yapısal bütünlüğünün bozulmasına yol açar.(Açığa çıkan matrisin bozulması)
Organic matrix axposure
Kemik demineralize olduğunda, kemikteki organik bileşenler, özellikle kolajen yapılar, açığa çıkar. Bu organik matris, osteoklastların yıkıcı aktivitelerine hedef olur.
Bone demineralization
Kemikteki mineraller, özellikle kalsiyum ve fosfat, asidik ortamın etkisiyle çözünür. Bu süreç, kemiklerin zayıflamasına ve kırılmaya daha yatkın hale gelmesine neden olur.
Sealed acidic environment through proton pump action
Sealed acidic environment through proton pump action (Proton pompası aksiyonu ile asidik ortamın mühürlenmesi): Osteoklastlar, kemik yüzeyine bağlandıklarında proton pompaları aracılığıyla çevreyi asidik hale getirirler. Bu asidik ortam, kemik mineralizasyonunu bozarak kemik yıkımını başlatır.
osteoclast
Kemik yıkımından sorumlu hücrelerdir. Bu hücreler, eski veya hasar görmüş kemik dokusunu parçalayarak alan açar ve minerallerin kana salınımına katkıda bulunur.
Osteoblast
Kemik yapımından sorumlu hücrelerdir. Osteoblastlar, yeni kemik dokusu üreterek kemiklerin yeniden şekillenmesine ve güçlenmesine katkı sağlar.
Coupling
Bağlantı (coupling), osteoklast ve osteoblast hücrelerinin dengeli bir şekilde çalışarak kemik dokusunun sürekli yenilenmesini sağlar.
Calcium and phosphate homeostasis
Calcium and phosphate homeostasis (Kalsiyum ve Fosfat Dengesinin Korunması): Kemik, vücudun kalsiyum ve fosfat deposu olarak işlev görür. Yeniden şekillenme süreci, bu minerallerin kemikten kana salınımını veya kandan kemiğe alınmasını düzenleyerek vücudun mineral dengesini korur.
Wound repair
Kemik yaralanmalarında veya çatlaklarda yeniden şekillenme, kemik dokusunun kendini onararak eski haline gelmesini sağlar. Bu süreçte eski kemik dokusu yıkılır ve yerine yeni, sağlam kemik dokusu yapılır.
Resistance to forces
Yeniden şekillenme sayesinde kemik dokusu, üzerine uygulanan farklı kuvvetlere karşı direnç gösterebilir hale gelir. Bu direnç, kemiğin dayanıklılığını artırır ve kırılma riskini azaltır.
Remodelling
Kemik dokusunun eskiyen kısımlarının yıkılıp yerine yeni kemik dokusunun yapılması sürecidir. Bu süreç, kemiklerin sağlıklı kalmasını, yaraların onarılmasını ve mineral dengesinin korunmasını sağlar.
Proteoglycans
Kemikte esneklik ve su tutma kapasitesini artırır.
Phosphoproteins
Kemikte fosfat içeren proteinler olup mineral bağlanmasına katkıda bulunur.
BMP
Kemik oluşumunu destekleyen ve büyümeyi teşvik eden bir protein grubudur. Kemiğin yeniden şekillenmesinde önemli rol oynar. BMP (Kemik Morfogenetik Protein):
Osteonectin
Kemikte kalsiyum ve hidroksiapatiti bağlayan bir proteindir
Osteocalcin
Kemiğin mineralizasyonuna katkı sağlayan bir proteindir ve kalsiyum metabolizmasında önemli bir rol oynar.
Collagen type I (90%)
Kemikteki ana organik protein olan Tip I kolajen, esneklik sağlar ve kemik dokusuna dayanıklılık kazandırır.
Inorganic matter
Kemikte bulunan mineral yapılar, özellikle sertlik ve dayanıklılık sağlar. Bu maddeler kemiklerin esneklikten ziyade sağlamlık kazanmasına yardımcı olur.
Organic matrix
Kemikteki organik yapıların temelidir ve esneklik ile dayanıklılığı artırır.
Hydroxyapatite
Kalsiyum ve fosfattan oluşan hidroksiapatit kristalleri, kemikteki en önemli inorganik bileşiktir. Kemik sertliğini sağlar ve diş yapısında da bulunur.
ALVEOLAR BONE
Alveolar bone, dişleri çevreleyen ve destekleyen kemik yapısına verilen isimdir. Bu kemik, çene kemiğinin bir parçasıdır ve diş köklerine tutunarak onların ağızda sabit durmasını sağlar. Cortical plate, çene kemiğinin dış yüzeyini oluşturan sert ve yoğun bir kemik tabakasıdır. Üst çene (maksilla) ve alt çene (mandibula) kemiklerinde bulunur ve alveolar kemiği çevreleyerek dişlerin sabitlenmesine katkıda bulunur. Spongy bone (diğer adıyla trabeküler kemik veya süngerimsi kemik), yoğun olmayan, gözenekli yapısıyla dikkat çeken bir kemik türüdür. Alveolar kemiğin iç kısmında bulunur ve kortikal (kompakt) kemiğin altında yer alır. Bu yapıda birbirine bağlı küçük kemik çubukları (trabeküller) bulunur ve bu çubuklar arasında kemik iliği ve kan damarları yer alır. Gözenekli yapısı sayesinde darbelere karşı esneklik sağlar, ayrıca kan yapımı (hematopoez) ve minerallerin depolanması gibi işlevlere katkıda bulunur. Alveolar process (alveolar çıkıntı), çene kemiğinin dişleri çevreleyen ve destekleyen bölgesidir. Basal bone, çene kemiğinin alveolar kemik dışında kalan ana yapısını oluşturan bölgedir. Alveolar kemikten farklı olarak, dişleri desteklemez; bunun yerine çene yapısının ana kısmını oluşturur ve çeneye şekil verir. Bu kemik yapısı çiğneme kuvvetlerine direnç gösterir ve çene kemiklerinin dayanıklılığını sağlar. Diş kaybı yaşandığında, alveolar kemik küçülme veya erime eğilimi gösterebilirken, basal kemik bu durumdan genellikle etkilenmez ve daha stabil kalır.
Penetration• Soft tissue• Dentinal tubule
Subgingival biofilm, yumuşak dokulara ve diş yapısındaki dentin tübüllerine nüfuz edebilir, bu da bakterilerin dişin daha derin tabakalarına ulaşmasına ve periodontal enfeksiyon riskinin artmasına yol açabilir.
Effective debridement? (5-80%
Biofilm temizliği ya da debridmanı yapılırken etkinliğin %5 ile %80 arasında değişebileceği belirtilir,
7 days
Subgingival biofilm (diş eti altı biofilm), diş etinin altındaki yüzeylerde yaklaşık 7 gün içinde oluşmaya başlar.
Spontaneous tooth cleaning
Dişlerin doğal mekanizmaları (spontaneous tooth cleaning) ile kendiliğinden temizlenme eğiliminde olması, yemek yerken veya konuşurken diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesini sağlayabilir, ancak bu temizlik plak oluşumunu tamamen engellemez.
Gingival inflammation and saliva
diş eti iltihabı ve tükürüğün rolü de önemlidi
Lower jaw > upper• Molars > rest• Buccal > palatal• Interdental regions > Buccal or Lingua
Alt Çene > Üst Çene Azı Dişleri > Diğer Dişler Yanak Tarafı (Buccal) > Damak Tarafı (Palatal) Ara Yüzeyler (Interdental Bölgeler) > Yanak veya Dil Tarafı (Buccal veya Lingual)
Differences in the dentition
Diş Yapısındaki Farklılıklar
Individual variables (other than plaque control)• Heavy formers / Light formers• Possibly factors such as diet, smoking, tongue brushing, antimicrobial properties of saliva, chemical composition of the pellicle.
Bireysel Değişkenler (Plağın kontrolü dışında) Ağır Biofilm Üretenler / Hafif Biofilm Üretenler Muhtemel Faktörler: Diyet, sigara, dil fırçalama alışkanlığı, tükürüğün antimikrobiyal özellikleri, pelikülün kimyasal bileşimi gibi.Bazı bireylerde plak birikimi daha hızlı ve yoğun (ağır biofilm üretenler - Heavy formers) olurken, bazı bireylerde daha az ve yavaş (hafif biofilm üretenler - Light formers) birikim gözlenebilir.
Surface roughness (Ra > 0.2 μm)
Yüzey Pürüzlülüğü (Surface Roughness) (Ra > 0.2 μm) Diş yüzeyindeki pürüzlülük, bakterilerin yapışmasını kolaylaştırır. Yüzeyin daha pürüzlü olması, plak ve biofilm birikimini artırabilir.
Mature biofilm
Kolonizasyon ve mikrokoloni oluşumundan sonra, biofilm olgunlaşmaya başlar. Bu aşamada, bakteriler arası etkileşim artar ve biofilm daha organize hale gelir. İçinde çeşitli bakteriyel türler, patojenler ve metebolik ürünler bulunan olgun bir biofilm oluşur. Bu biofilm, diş yüzeyine sıkı bir şekilde bağlıdır ve daha fazla bakteriyel büyüme ve metabolik faaliyet için uygun bir ortam sağlar.
Microcolonies
Bakteriler, yüzeyde kümeler halinde bir araya gelir ve mikrokoloniler oluşturur
Coadhesion
Kohezyon, farklı bakteri türlerinin birbirleriyle yapışması anlamına gelir.
Growth
Bu aşamada, ilk olarak yüzeye yapışan bakteriler çoğalmaya başlar.
Strong attachment
Bu aşamada, bakteriler yüzeye daha sıkı bir şekilde tutunur. Yapışma kuvvetleri daha güçlü hale gelir ve bakteriler diş yüzeyine kalıcı olarak bağlanır. Bu, bakterilerin diş yüzeyine olan bağlılıklarının pekiştiği ve bu yüzeyde uzun süre kalmaya başladıkları aşamadır. Bu aşama, diş üzerindeki plak oluşumunun temelini oluşturur.
Initial adhesion
Bakteriler, diş yüzeyine ilk kez zayıf bağlar aracılığıyla tutunmaya başlarlar. Bu yapışma, diş yüzeyine bağlı bulunan pelliküle veya mikroskobik yüzey düzensizliklerine gerçekleşir. Bu aşama, bakterilerin geçici olarak yüzeye yerleştiği ilk adımdır.
: Transport to the surface
Bu aşamada, bakteriler ağız ortamındaki sıvılarda serbest olarak bulunur ve diş yüzeyine doğru hareket ederler. Bu taşıma genellikle tükrük akışı veya diğer sıvı hareketleriyle gerçekleşir.
Veillonella spp
Veillonella spp: Bu türler, ağızda yerleşen fakültatif anaerobik bakterilerden biridir.
Actinomyces spp
Actinomyces spp: Fakültatif anaerobik bakteriler olup, dişlerde bulunan önemli bakterilerdir.
Facultative anaerobes
Fakültatif anaeroblar (Facultative anaerobes): Hem oksijenli hem oksijensiz ortamda yaşayabilen bakterilerdir.
Neisseria spp
Neisseria spp: Bunlar da oksijenle yaşayan ve ağızda yerleşen diğer bakterilerdir.
Haemophilus spp
Haemophilus spp: Bu bakteriler oksijen gereksinimi olan organizmalardır ve genellikle ağızda bulunurlar.
Obligate aerobes
Zorunlu aeroblar (Obligate aerobes): Bunlar, oksijen gereksinimi olan bakterilerdir.
Streptococci (>20%)
Streptokoklar (> %20): Streptokoklar, bu aşamada en fazla bulunan bakterilerdir ve diş yüzeyine yerleşen ilk mikroorganizmalardır.
Primary colonizeres
Birincil Kolonizatörler: İlk aşamada, diş yüzeyine yerleşen mikroorganizmalar birincil kolonizatörlerdir. Bu mikroorganizmalar, sonraki bakteriyel kolonizasyonu başlatan organizmalardır.
3 mins
3 dakika: Bu aşama, pellikül oluşumundan sonra yaklaşık 3 dakika içinde başlar.
Easier to detach
daha kolay çıkarılabilir.
Globular layer
Globüler Katman: Bu katman, bazal katmanın üstüne eklenir ve bazal katmandan daha kalındır, yaklaşık 1 mikrometre veya daha fazla olabilir. Bu katman daha gevşek yapılıdır ve daha kolay çıkarılabilir.
Basal layer
Bazal Katman: Bu katman çok ince olup, diş yüzeyine sıkıca yapışır. Bu katman, pellikülün temel yapı taşıdır ve temizlenmesi çok zordur.
wo layers
İki katman: Pellikül, iki ana katmandan oluş
1 min
1 dakika: Pellikül, diş yüzeyine yerleşmeye başlamak için yaklaşık bir dakikada oluşur.
Detachment
Biofilmdeki bazı bakteriler, genellikle çevresel faktörlerin etkisiyle, biofilmden ayrılabilir ve diğer diş yüzeylerine veya ortamlara taşınabilir. Bu ayrılma, biofilm oluşumunun bir parçasıdır ve yeni biofilm kolonilerinin başlamasına neden olabilir.
Maturation
Plak, zamanla kalınlaşır ve mikroorganizma çeşitliliği artar. Farklı türdeki bakteriler, birbirlerine yapışarak daha karmaşık bir yapıda biofilm oluştururlar. Bu aşamada, biofilm bakterilerinin çeşitliliği artar ve plak sertleşmeye başlar, mineralizasyona yol açabilir.
nitial adhesion
Pellikül oluşturulduktan sonra, plak bakterileri (ilk bakteri kolonileri) diş yüzeyine yapışır. Bu, diş plağının ilk oluşum aşamasıdır ve genellikle Streptococcus gibi bakterilerle başlar.
Pellicle formation
Diş yüzeylerinde, özellikle dişin temizlenmemiş kısımlarında, tükürükte bulunan proteinler ve glikoproteinler, dişin yüzeyine adsorbe olarak bir pellikül (çok ince bir tabaka) oluşturur. Bu, dişin ilk koruyucu katmanıdır ve dişin üzerine mikroorganizmaların yerleşmesi için zemin hazırlar
desquamatedepithelial cells
Desquamated epithelial cells, deri veya mukozal yüzeylerden dökülen, soyulmuş hücrelerdir. "Desquamation" terimi, hücrelerin yüzeyden ayrılması veya dökülmesi anlamına gelir. Bu hücreler, genellikle vücutta yenilenme süreci sırasında, eski veya hasar görmüş hücrelerin yerini yeni hücrelerle almak amacıyla dökülür.
which fosters metabolicinteractions
metabolik etkileşimleri teşvik eder
which fosters metabolicinteractions among the different bacteria.
bu da farklı bakteriler arasındaki metabolik etkileşimleri teşvik eder.
re retained and concentrated,
tutulur ve yoğunlaşır
ubstances produced by bacteriawithin the biofilm
Biofilmdeki bakteriler tarafından üretilen maddeler
The biofilm matrix functions as a barrier.
Biofilm matrisi bir bariyer olarak işlev görür.
his is the so-called planktonic state in solutions such as salivaor crevicular fluid.
bu, tükürük veya cep sıvısı gibi çözeltilerdeki planktonik durumdur.
planktonic state i
bakteri hücrelerinin denizdeki planktonlar gibi bireysel olarak davrandığı durumdur.
free floating;
serbestçe hareket edenlerden
confers
verir saglar
The matrix confers a specialized environment thatdistinguishes the bacteria that exist within the biofilm from those that arefree floating;
Matrix, biyofilmin içinde bulunan bakterileri serbestçe hareket edenlerden ayıran özel bir ortam sağlar.
he bacteria exist and proliferate within the intercellular matrix throughwhich the channels run
Bakteriler, kanalların geçtiği hücreler arası matriste varlık gösterir ve çoğalır.
matrix.
Matrix, biyolojik sistemlerde kullanılan bir terim olup, genellikle hücreler arasında bulunan ve onları destekleyen, koruyan, bağlayan ya da besleyen bir maddeyi ifade eder.
Nutrients make contact with the sessile (attached) microcolonies bydiffusion from the water channels to the microcolony, rather than from thematrix.
Besinler, matriksten değil, su kanallarından mikrokoloniye difüzyon yoluyla ulaşarak, yerleşik (bağlı) mikrokolonilerle temas eder.
Barrier
Biofilm, mikroorganizmaları çevresel faktörlerden koruyan bir bariyer işlevi görür. Bu bariyer, biyofilmdeki bakterilerin bağışıklık sisteminden ve antibiyotik tedavisinden korunmasına yardımcı olur. Biofilmdeki dış tabaka, antibiyotiklerin penetrasyonunu engelleyerek, tedavinin başarısız olmasına yol açabilir
Heterogeneity
Biofilm içindeki mikroorganizmalar, farklı hücresel aktiviteler ve özellikler gösterir. Yani, tüm mikroorganizmalar aynı değildir; bazıları antibiyotiklere karşı daha dirençliyken, diğerleri daha hassas olabilir. Bu heterojenlik, biofilmin içindeki bakterilerin birbirinden farklı davranışlar sergilemesine ve tedaviye karşı farklı yanıtlar vermesine neden olur.
Water channels
Su Kanalları: Biofilm içinde, suyun ve besin maddelerinin geçişini sağlayan kanallar bulunur. Bu kanallar, biofilmin iç kısmında su ve besin dolaşımını düzenler, böylece biofilmdeki mikroorganizmalar ihtiyaç duydukları maddeleri alabilir ve atıkları uzaklaştırabilir.Ayrıca, antibiyotiklerin biofilm içine nüfuz etmesini zorlaştırır, çünkü bu kanallar antibiyotiklerin etkinliğini engeller.
Antibiotic resistance x1000
Antibiyotik Direnci x1000: Biofilmlerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç, serbest haldeki bakterilere göre bin kat daha yüksektir
BIOFILM
Biofilm, mikroorganizmaların bir yüzeye tutunarak, birbirleriyle etkileşimde bulundukları ve kendilerini koruyarak oluşturdukları bir biyolojik yapıdır. Biofilm, genellikle bakteriler tarafından oluşturulsa da, mantar, virüs ve diğer mikroorganizmalar da biofilm oluşturabilir. Bu yapılar, mikroorganizmaların birbirine tutunduğu, bir polisakkarit tabakası ve diğer organik maddelerden oluşan koruyucu bir ortamdan oluşur.
Biofilm'in özellikleri:
Mikroorganizmaların Kolektif Davranışı: Bakteriler, diğer mikroorganizmalarla birlikte, yüzeye tutunarak yoğun bir topluluk oluştururlar. Bu organizmalar genellikle benzer bir çevresel ortamda birlikte çalışarak, birbirlerine karşı daha dirençli hale gelirler.
Koruyucu Tabaka: Biofilm, mikroorganizmaların çevresel streslere (antibiyotikler, bağışıklık sistemi yanıtları gibi) karşı korunmasına yardımcı olan koruyucu bir jel tabakası içerir.
Biyoaktivite: Biofilm içindeki mikroorganizmalar, birbirleriyle kimyasal sinyaller göndererek topluluk halinde etkileşimde bulunurlar. Bu, genetik değişim, nörotoksin üretimi, virülans faktörleri ve daha fazlasını içerir.
Yüzeylere Tutunma: Biofilm, genellikle diş yüzeyleri, endüstriyel ekipmanlar, tıbbi cihazlar ve diğer yüzeylere tutunur. Örneğin, ağızda dişlerdeki plaklar ve diş eti hastalıkları, biofilm oluşumunun yaygın örneklerindendir.
This study indicatesthat the initial colonization of peri-implant pockets with bacteriaassociated with periodontitis occurswithin 2 weeks
Çeviri: Bu çalışma, peri-implant ceplerinin başlangıç kolonizasyonunun, periodontitisle ilişkili bakterilerle 2 hafta içinde gerçekleştiğini göstermektedir.
Açıklama: Bu ifade, peri-implant ceplerinin (diş implantlarının etrafındaki diş eti cepleri) ilk başta, periodontitis gibi diş eti hastalıklarıyla ilişkilendirilen bakterilerle kolonize olmaya başladığını belirtiyor. Çalışma, bu süreçte 2 hafta gibi kısa bir sürede bakteri yerleşiminin başladığını vurguluyor. Bu, implantların etrafındaki diş eti sağlığının, periodontitis gibi bakteriyel enfeksiyonlara karşı duyarlı olabileceğini gösteriyor.
Aggregatibacter actinomycetemcomitans• Porphyromonas gingivalis
Diş Eti Hastalıkları: Hem A. actinomycetemcomitans hem de P. gingivalis, özellikle ileri düzey diş eti hastalıkları ve periodontitisin ana patojenleridir. Bu bakteriler, dişlerin çevresindeki dokularda iltihap oluşturur ve uzun vadede diş kaybına yol açabilir.
Porphyromonas gingivalis
Türü: Gram negatif, anaerobik, çubuk şeklinde bir bakteri. Hastalıkla İlişkisi: P. gingivalis, genellikle kronik periodontitis ve diş eti hastalıklarının ilerleyişi ile ilişkilidir. Bu bakteri, diş eti iltihabının (gingivitis) kronikleşmesine ve ileri düzeyde diş eti hasarına yol açabilir
Aggregatibacter actinomycetemcomitans
Türü: Gram negatif, anaerobik, kısa çubuk şeklinde bir bakteri. Hastalıkla İlişkisi: Bu bakteri, genellikle agresif periodontitis (erken yaşlarda gelişen, diş kaybına yol açabilen ciddi diş eti hastalığı) ve diş eti hastalıkları ile ilişkilidir. Özellikle genç bireylerde diş kaybına yol açabilecek agresif diş eti hastalıklarına neden olabilir.
FM EXTRACTION
Bu terim, genellikle diş hekimliğinde, bir kişinin tüm dişlerinin aynı anda çıkarılmasını ifade eder. "FM" burada Full Mouth (Tam Ağız) anlamına gelir. FM Extraction, tüm dişlerin bir seferde çıkarılmasına yönelik cerrahi bir işlem olabilir ve genellikle şiddetli periodontal hastalık, çürükler veya dişlerin restorasyonunun imkansız olduğu durumlarda uygulanır
ERADICATION
Eradication, genellikle bir hastalığın, enfeksiyonun veya mikrobun tamamen ortadan kaldırılması anlamında kullanılır. Diş hekimliğinde, bu terim, örneğin, bir diş çürüğü veya diş eti hastalığının bakteriyel enfeksiyonlarını tedavi ederken, mikroorganizmaların tamamen yok edilmesi anlamında kullanılabilir. Bu, genellikle antibiyotik tedavisi, cerrahi müdahale veya özel diş tedavi prosedürleri ile sağlanır.
Saliva
Tükürük, ağız içindeki bakteri ortamını etkileyen önemli bir bileşendir. Tükürük, bakteri ve besin maddelerini yıkama işlevi görse de, aynı zamanda mineralize olabilen plaklar ve tartarların birikmesine de katkıda bulunabilir.
Tonsils
Ağız ve boğazda bulunan lenfatik doku, bakteriler için bir diğer önemli alan olabilir. Bademcikler, özellikle vücuda giren patojenlerin ilk savunma noktalarından biridir, ancak aynı zamanda bakteriler ve enfeksiyonlar için bir odak noktası oluşturabilir.
Dorsum of the tongue
Dilin üst yüzeyi, özellikle dilin arka kısmı bakterilerin bulunduğu ve tartar oluşumu için uygun bir ortamdır. Ayrıca, dil sırtı bakterilerin biriktiği ve ağız kokusunun oluştuğu bir alan olarak bilinir.
Epithelium
Ağız içi epitel dokuları, yani ağız mukozasının yüzeyini kaplayan doku. Bu alanlar bakteri ve diğer mikroorganizmaların giriş noktalarıdır. Özellikle dudaklar, yanaklar ve ağız tabanı, bakterilerin girmesi için uygun ortamlar olabilir.
Subgingival regions
Dişetinin altındaki (gingiva altı) bölgeler. Bu bölgelerde de plak birikimi ve tatar oluşumu söz konusu olabilir. Subgingival tartar, genellikle daha derinlemesine tedavi gerektirir çünkü dişeti iltihabına ve periodontal hastalıklara yol açabilir
upragingival hard surfaces
Dişlerin dişeti üstündeki (gingiva üstü) sert yüzeyleri ifade eder. Bu alan, dişlerde oluşan plağın ve tartarın başlangıç bölgesidir. Ağız hijyenine göre bu yüzeylerde bakteri birikintileri ve mineralizasyon olabilir.
NICHES
Niches" kelimesi, biyolojide bir organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için uygun ortamı ve ekolojik rolünü ifade eder. Bir organizmanın "nişi", onun çevresiyle etkileşimi, beslenme alışkanlıkları, habitatı ve diğer türlerle olan ilişkilerini kapsar. Örneğin, bir böceğin veya bakterinin belirli bir ortamda nasıl hayatta kalıp çoğaldığını belirleyen faktörlerin tümü, o organizmanın ekolojik nişini oluşturur.
The ability of a bacterium to adhere to its host is crucialfor the induction of infectious diseases, such as gingivitisor periodontitis.
Bir bakterinin konakçısına yapışma yeteneği, gingivitis veya periodontitis gibi enfeksiyon hastalıklarının oluşumu için çok önemlidir.
The active motion of the cilia of the nasal and sinus walls
Burun ve sinüs duvarlarının silyalarının aktif hareketi.
sinus walls
Sinüsler, kafatasında yer alan ve genellikle burun yoluyla iletişimde olan havayla dolu boşluklardır
cilia
Silya, hücrelerin yüzeyinde bulunan, genellikle kısa ve hareketli saç benzeri yapılardır. Silyalar, hücrelerin etrafındaki sıvıları hareket ettirir veya partikülleri tutup uzaklaştırarak vücutta çeşitli temizlik işlevlerine yardımcı olur.
The wash-out effect
yıkama etkisi.
wallowing, mastication, or blowing the nose
Yutkunma, çiğneme veya burun temizleme.
oropharynx
Orofarenks, ağız boşluğu ile boğazın arasındaki bölgeyi ifade eder.
Most organisms can survive in the oropharynx only whenthey adhere to either the soft tissues or the hard surfaces.
Çoğu organizma, yalnızca yumuşak dokulara veya sert yüzeylere yapıştıkları zaman orofarenkste hayatta kalabilir.
P. gingivalis
Porphyromonas gingivalis, diş eti hastalıklarına, özellikle periodontal hastalığa (diş eti iltihabı ve diş kaybına yol açan bir durum) neden olan bir anaerobik bakteri türüdür. Bu bakteri, diş eti iltihabının ilerlemesine ve diş etlerinin çekilmesine neden olabilir. Sıklıkla, periodontitis gibi ileri düzey diş eti hastalıklarıyla ilişkilendirilir. P. gingivalis, diş etleri ile doğrudan temas halinde büyür ve burada, genellikle oksijen eksikliği olan ortamlarda yaşar. Anaerobik bakteri, oksijen bulunmayan veya oksijenin düşük olduğu ortamlarda hayatta kalabilen ve büyüyebilen bakteri türleridir.
S. sanguinis
Streptococcus sanguinis, ağızda yaygın olarak bulunan bir gram-pozitif bakteri türüdür. Diş plağının oluşumunda önemli bir rol oynar. S. sanguinis, genellikle komensal bir organizma olarak kabul edilir, ancak bağışıklık sistemi zayıfladığında diş eti hastalıkları ve diğer enfeksiyonlara neden olabilir. Bu bakteri, özellikle diş çürüklerinin başlangıcında önemli bir rol oynar ve diş etlerinde inflamasyona yol açabilir.
Candida
Candida türü, ağızda doğal olarak bulunan bir mantar türüdür, ancak vücut bağışıklık sistemi zayıfladığında veya dengesiz hale geldiğinde, bu mantar türü aşırı büyüyebilir. Candida albicans en yaygın türüdür ve ağızda pamukçuk (oral kandidiyaz) gibi enfeksiyonlara neden olabilir. Bu, ağızda beyaz, pütürlü lezyonlar ve iltihaplanmaya yol açabilir.
Commensa
Kommensalizm. iki organizma arasında birinin fayda sağladığı, diğerinin ise etkilenmediği ilişki. Komensal mikroorganizmalar, vücutta yaşayan ancak genellikle zararsız olan mikroorganizmalardır. Ağızda bu tür mikroorganizmalar doğal olarak bulunur ve genellikle zarar vermezler.
700+ spp
700'den fazla tür ifadesi, ağız florasında 700'den fazla farklı bakteri türü bulunduğunu ifade eder
Chemical burncaused by aspirin
Aspirin nedeniyle oluşan kimyasal yanık.
he overzealous
aşırı hevesli
ELF-INFLICTED INJURIES
Self-inflicted injuries (kendine zarar verme yaralanmaları), bir kişinin kasıtlı olarak kendine zarar verdiği fiziksel yaralanmalardır
Handicap
Ağız hijyeni bağlamında, "handicap" terimi, bireyin ağız bakımını etkileyebilecek bir engel veya zorluk durumunu ifade eder.
Overcontoured crowns and restorations
Overcontoured crowns (aşırı konturlu kronlar), diş restorasyonlarında, kronun normal diş şekline göre fazla yuvarlak veya hacimli olması durumunu ifade eder.
Margins of Restorations
Margins of restorations (restorasyon kenarları), diş hekimliğinde, bir diş restorasyonunun (örneğin dolgu, kaplama, kron) dişin doğal yüzeyiyle birleştiği bölgeyi ifade eder.
Increases the rate of gingival crevicular fluid flow.
Dişeti sulkus sıvısı akış hızını artırır.